İlginizi Çekebilir
10-47-42-images
  1. Ana Sayfa
  2. Gezilecek Yerler
Trendlerdeki Yazı

Ilgarini Mağarası

Özellikleri: Mağaranın tabii kemerli bir girişi vardır. İçeri girildiğinde iki kola ayrıldığı görülmektedir. Girişte Bizans dönemine ait olduğu sanılan bir köy yıkıntısı mevcuttur. Sağdaki düz yoldan gidildiğinde bir su sarnıcı bulunmaktadır. Bu bölümde odalar ve sarkıtlar bulunduğundan Avizeli Salon denilmektedir. Mağaranın sola ayrılan diğer yolundan gidildiğinde ağızdan itibaren –250 m derinliğe kadar inilmekte ve M.Ö. 2000 yılına ait insan yaşantısı izlerine rastlanılmaktadır.

Ilgarini Mağarası
+ - 1

Yeri: Kastamonu, Pınarbaşı ilçesi

İlçe merkezine 36 km. uzaklıktadır.

Yolun başlangıcından aşağıya inildiğinde küçük bir düzlüğe ulaşılmaktadır. Buraya kadar inerken 40 kadar dönüşlü, taştan örülmüş ve viraj şeklinde bir yol kullanılmaktadır. Bu düzlükte kilise kalıntısı ve mezarlar vardır. Bu kısımda 7 adet mezar mevcuttur. Buradan sonra da yola devam edebilmek için teknik malzeme gerekmektedir. Böylece ulaşılabilen yere kadar mağaranın uzunluğu 858 m.’dir.

Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve FAO tarafından Kastamonu İli, Varla Kanyonu, Ilgarini Mağarası ve çevresi örnek proje alanı seçilmiştir. FAO tarafından Ilgarini Mağarası dünyanın 4. büyük mağarası ve doğa ve dünya ölçeğinde bulunmuştur.

PATİKA YOLU YÜRÜYEREK RAHAT BİR ŞEKİLDE MAĞARAYA ULAŞILABİLİYOR

Ilgarini Mağarasını görmek için patika yoldan yürüdüklerini belirten Şahin, “Ilgarini Mağarası’ndan önce iki tane daha mağara var. Bir tanesi Mantar Mağarası, diğeri de Ejder Çukuru. Yaklaşık 1-1,5 saat bir yürümeyle buraya ulaştık. Yol güzel, biraz rampa ama yürünebilir.

  • ILGARİNİ MAĞARASININ SIRRI

Kastamonu’nun, hatta ülkemizin en özel, en seçkin yeraltı hazinelerinden birisi...Bundan 4 yıl önce görmüştüm ilk kez Ilgar(ini) Mağarasını. Önceden de hep duyardım. Fotoğraflarını görürdüm. Defalarca fotoğraf çekmek için Pınarbaşı tarafına gitmiş olsam da, uzun yürüme mesafesi ve kısa zaman nedeniyle daha önce görmek maalesef kısmet olmamıştı.O yıl onu ilk kez gördükten sonra, hem doğanın muhteşem emeğine, sanatına, hem de buradaki yaşanmışlığa hayran oldum, daha çok ilgi duydum.

Mağarada yaşamak... Açıkçası bana oldukça cazip gelen bir düşünce . Hele böylesine muhteşem bir doğa harikasında...İşte o günden sonra hep aklımın bir köşesinde durdu Ilgar(ini). Hep merak ettim orada yaşamayı, orada yaşayan insanları.Onların mutlu insanlar olduklarını düşündüm nedense. Bir sebebi yok, öyle hissettiğimden. Ve hep orada birkaç gün ve birkaç gece geçirmeyi, kısa bir zamanda olsa orada yaşamayı istedim. Bu düşünce uzun zaman zihnimin bir köşesinde saklı durdu, zaman zaman kendisini hatırlattı sonra yeniden köşesine çekildi.

Bunu yapmayı çok istedim istemesine ama, yoldaş olacak kimseyi bulamadığımdandı; sürekli bana kendisini her hatırlatışında onu bir çocuk gibi azarlayak köşesine göndermem.Sus sırası mı şimdi...Bu arada, zaman zaman o günler için daha çok klavye araştırmacılığından çok da öteye geçemeyen araştırmacılık dürtülerimle, Ilgar(ini) hakkında bir şeyler öğrenmek için zorladım, internet alemini.Hep aynı şeyler, aynı metinler...Muhtemelen bir - iki eski kaynaktan kopyalana gelen ve bu kopyalama esnasında zaman zaman kafası gözü yarılmış tek düze metinler...Oysa olmalıydı... Bir şeyler mutlaka olmalıydı.

Burası basit bir yer değil.Burası, bir dönem bu bölge halkının hayatında kesinlikle iyi ya da kötü derin izler bırakmış olması gereken bir ihtişama sahip... Günlerden bir gün yine o yaramaz çocuğun köşesinden çıkıp zihnimin içinde Ilgarini diye bağırmasıyla yeniden düşüverdi aklıma.Bu sefer ona kızmakta ve köşesine göndermekte biraz ağırdan aldım.Evet ben burada bir gece de olsa kalmalıyım. Bir çılgın yol arkadaşı yeter. Tek başıma olsa... Olur mu ki?Yok yok aman...

O kadar cesaret yok bende...Dur bakalım yeni bir şeyler var mı Ilgarini hakkında. Gezinelim biraz sanal alemde...Yürüyüş yolu yapılmış...Sanırım bu iyi haber. Çünkü özellikle belli bir mesafesi, ayak bacak kırabilecek tuzaklarla dolu zorlu bir mesafeydi mağara yolunun.Bunun dışında yine aynı, tek kaynaktan çıkma ezbere bilgiler.Çoğunluğu abartı ve uydurma değerler yüklü hatta. Yeni bir şey yok...Ilgarini...

Bir anlamı olmalı mutlaka, bir anlamın olmalı... Kelime analizi...Bu arada yavaş yavaş araştırmacı kimliğim gelişiyor. (Züğürt Tesellisi )Sonuç yok. Ilgarini kelimesinin karşılığı; hiçbir bilgi yok....Böl parçala araştır.Kelimeler zamanla ekler ve ses dönüşümleri ile değişime uğrarlar. (Kastamanu sözlüğü ile uğraşıyorum bir süredir.

Bu sırada kaptığım bir cümle).O halde burada varsa bir ek, ne olabilir?..Il-ga-ri-ni, Ilga-ri-ni, Ilgari-ni...Ilgar - ini. Tabi ya! İn mağara demek değil mi zaten? İşte bu ...Öyleyse Ilgar kelimesinin bir anlamı olmalı. Hemen TDK sözlük. Ilgar: Dizginleri koyuverilmiş atın dörtnala koşması.(1) Atla ansızın yapılan doludizgin saldırı.(2)...Şimşek çakıyor kafamda. Arşimet gibiyim. Evreka... Evreka...Eşkiya mı bu adamlar?..Ancak bundan öteye geçemedim. Kelime anlamından bir sürü tahmin çabası...Öncü, askeri bir birlik olabilir burada yaşayanlar... Ya da bir eşkıya topluluğu...Ilgar kelimesi hakkında daha fazla bilgi bulmalıyım...Sözlükle uğraşıyorum ya bir süredir. Etimolojik çalışma konusunda az da olsa bir şeyler kaptım bu süreçte.

Tabi, hani meşhur bir sözümüz var ya. Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder diye...Bu nedenle oldukça temkinli gitmeye çalışıyorum...Zorluyorum. Arama motorunda Ilgar kelimesi karşılığında listelenen her maddeye bakıyorum.O da ne? Bir sosyal medya paylaşımında ilginç bir bilgi;“Bu mağaranın adı Ilgarini mağarası olmamalı, Ilgar mağarası olmalı. İn, mağara demektir. Çocukluğumda bu mağaraya büyüklerimiz Ilgar İni derlerdi...”Cemal Kaya paylaşımında yazmış zaten. Küçüklüğünde buraya Ilgar İni denildiğini de belirtiyor. İşte bu...Ben bu paylaşımı daha önce niye görmedim ki? Amerika’yı yeniden keşfetmek gibi bir şey benim yaptığım. Beynimin göbeği çatladı arkadaş...Neyse, buluşumu destekleyen çok önemli bir delil ortaya çıkmış oldu. Gayrı şüphem yok.Sihirli sözcük Ilgar... Bak hele, çocuk hala ortalarda geziniyor.

Vır vır konuşup duruyor. Hani Ilgarini’de kalacaktın...Evet ya... Benim mutlaka bunu yapmam lazım.Çılgın, çılgınlık...Evet son zamanlarda birçok kişiye çılgınca gelen şeyler yaptım. Hem de bu yaştan sonra. Allah sonumuzu hayreyleye.İple kaya inişi, Kanyon geçişleri ve en sonunda Kaya Tırmanışı.Bu etkinliklerde tanıdığım ve sohbetlerimizden bunu birlikte yapabileceğimizi düşündüğüm iki isim geliyor aklıma...Rıfat Çakır ve Metin Abdürrezzak hocam. Coşkun kardeşim de gelirdi ama o şimdi Mecliste...

Rıfat ve Metin Hocama telefon açıp durumu anlatıyorum. Kesinlikle ben den daha çılgınlar. Tereddüt dahi etmiyorlar. Muhteşem... Oldu bu iş.Pandemi mandemi, salgın filan...İlk konuşmamızın üzerinden hayli zaman geçti. Bir gün aradım Rıfat ve Metin Hocamı. Dedim; mümkünse gidelim. Onlar dünden razı. Yaptık hemen planı...Ilgar İni’ne gidiyoruz...Suzi’den uzakta ilk gece kampı olacağı için hayli zorlu olacak bu iş. Daha önce uyku tulumu ve çadırı hiç bu kadar uzun mesafe sırtımda taşımadım. Onca ekipman, onca ağırlıkla... Hayırlısı bakalım. 11 Ocak 2021 Pazartesi. Sabah ben İnebolu’dan, Metin ve Rıfat Hocam da Kastamonu’dan yola çıktık. Ağlı’da benzinlikte buluştuk. Orada tanıştığım Nazmi Şahin hocam da ekipte. Böylece muhteşem dörtlüyü oluşturmuş oluyoruz...Sümenler Köyünde, Oruç Mahallesini geçip bizi Ilgar İni patikasına ulaştıracak orman yoluna sapıyoruz. Yol balçık gibi. Suzi için sorun değil ama Metin Hocamın araç zorlanıyor. Hedefe yaklaştığımız bir noktada dik bir inişe geliyoruz. Yokuşun başında duruyorum. Metin Hocam buradan inerse geri çıkması çok zor. Kısa bir istişare...Sonunu düşünen kahraman olamaz... Devam. Kısmetimizde ne varsa diyoruz. (Korktuğumuz gibi oldu. Dönüşte kepçeyle çıkarttık aracı ☺)Nihayet mağaraya giden patika yolun başlangıcındayız. Sırt çantalarımızı hazırlıyoruz. Kamera ve ekipmanlar nedeniyle ben çantama su ve yiyecek alamıyorum. Bu ağırlığı daha önce de taşıdım, ancak günü birlik faaliyetlerde. Şimdi uyku tulumu ve çadır da ileve oluyor. Yol da bir hayli zorlu.Ancak oraya ulaşma ve orada bir gece geçirme heyecanı, yolu ve yolun cefasını unutturuyor... Hazırlıklar tamam. Bir şey unuttum mu acaba tedirginliğinde yola koyuluyorum. Yaklaşık iki saatlik zorlu bir yol var önümüzde. Tabiri caizse bir eşek yükü yük var sırtımda. Yol oldukça dik. Ben ileriye gitmeye çalışırken, sırtımdaki çanta tam tersine geriye doğru kuvvet oluşturuyor...600 metre kadar sonra Mantar Mağarası’na sapan yere ulaşıyoruz. Mağara 40-50 metre kadar solumuzda, biraz çukur bir noktada. Mağaraya inmek için tahta bir merdiven yapılmış. Vakit kaybetmemek için mağaraya inmeden devam ediyoruz. Ben önceki gelişimde Mantar mağarasını görmüştüm.Mantar Mağarası adını girişten 30 metre kadar ilerlediğinizde karşınıza çıkan, 4-5 metre boyunda, mantar formunu andıran, dev bir kalker oluşumundan alıyor. Yola devam... Bu arada yürüyüş yolu harika olmuş. Ancak yer yer mühendislik hataları da yok değil. Bazı yerlerde merdiven yapmak yerine oldukça eğimli düz tahtadan geçişler yapmışlar. Zemin ıslak, ayaklarınız çamurluysa frenler işe yaramıyor. İlk düşme tehlikesini az önce atlattım. O kadar yükle düşmek sanırım hiç de iyi bir fikir olmayacak...İkinci 600 metreyi de geride bırakarak Ejder Çukuru’na ulaşıyoruz. Ejder çukuru hemen birkaç metre solumuzda. Burada biraz mola verip dinleniyoruz. Ejder Çukuruna inmiyoruz yine. Çok geç olmadan Ilgar’a varıp kamp kurmamız gerek. Hava kararmadan ulaşmamız lazım. 5-10 dakika soluklandıktan sonra çantaları sırtlayıp tekrar yola çıkıyoruz. 1200 metreyi geride bıraktık. Önümüzde Kalan 1450 metrelik bir yolumuz daha var. Buraya kadar parkurun en hafif kısmını geldik. Asıl bundan sonrası zorlu olacak.Biraz önce bahsettiğim mühendislik hataları nedeniyle ilk kazamızı yaptık. Rıfat hocam bir uçma denemesi yaptı, ancak pist yeterli olmadığı için tam havalanamadan sert iniş yapmak zorunda kaldı.Ardından bir deneme de benden.Yük ağır yük. Ondan başarısız oluyoruz...Yorgunluk git gide üstüme çökmeye başlıyor. Aslında bu genel bir yorgunluk değil. Sırt çantası gerçekten çok ağır oldu. Hani çantayı bir atabilsem o saniye tazı gibi koşabilirim. Mola versek mi diye arkadaşlara bakıyorum. Durumumu çaktırmamaya çalışarak. Kimsede aşırı bir yorgunluk sezilmiyor. Kararlı ilerleyiş devam ediyor. Çekiniyorum. Duralım diyemiyorum. Az mola versek mi bir yerde diyorum. Nazmi Hocam biraz ileride duralım diyor. Umarım oraya kadar dayanabilirim. Ara ara olduğum yere düşüp yığılmak geliyor içimden...Neyse çok fazla sürmedi. Biraz sonra mola verdik. Durur durmaz herkes dökülmeye başladı. Meğer bir tek bitik olan ben değilmişim. Herkes aynı durumda. Kimse belli etmek istememiş. Bu mola biraz uzunca sürdü. Fena yorulmuşuz. Yorgunlukla harman olup demlenmiş tatlı bir sohbet eşliğinde azıklarımızdan biraz atıştırıyoruzHerkeste, bu gece için merak ve belki hafif bir endişe karışımı duygular seziyorum. Gece bir bilinmez. Acaba nasıl olacak. Aslında işin en güzel yanı da bu değil mi?Nihayet Ilgar... O balinayı andıran koca ağzıyla karşımızda işte...Hedefe varmanın mutluluğu hareketlerimizden okunuyor.Heyecanla giriyoruz içeriye. Ilgar bizi heyecanlı ve mutlu karşılıyor. Sanki çok uzun zamandır bu anı beklermiş gibi.Yol boyu hafiften sahip olduğum tedirginlikten eser kalmadığını hissediyorum. Ilgar’ın bizi neşeyle karşılamasından olsa gerek.Uygun bir yer bulur bulmaz ilk yaptığımız iş çantalardan kurtulmak oluyor. Aman Allahım. Ne kadar da hafifledik.Çantalardan kurtulunca yorgunluktan eser kalmıyor bizde. Kimbilir belki de kamp için acele etmemiz gerektiğindendir.Hemen eşyalarımızı uygun bir yere bırakıp odun toplamaya çıkıyoruz. Ateş, doğada yaşamın en büyük dostu. Tabi kurallara harfi harfine uymak koşuluyla...Biraz odun toplayıp geldik. Nazmi hocam ateşi yaktı. Çayı demledi. Biz de bu arada çadırları kurduk.Sonra Metin Hocam, belkide, asırlar önce tam da bu mekanda yapıldığı şekliyle toprak kapta tarhana çorbası pişirdi. Valla sıcak sıcak ne iyi geldi...Ardından közde kıvamında demlenmiş çayımızı, Ilgar’ın büyüleyici atmosferinde demlediğimiz harika sohbet eşliğinde ağır ağır yudumladık. Gerçekten inanılmaz bir gündü...Hani bazen hayal mi gerçek mi ayırt edemezsin ya. İşte öyle bir şey...Yolun yorgunluğu, sonra gelir gelmez akşam için hazırlık telaşı, sonrasında da yemek sohbet derken ilk girişte ayaküstü selamlaşmakla kaldığımız Ilgar’ı farkettim bir ara. Bizi rahatsız etmek istemeyen bir tavırla öyle uzaktan izliyor...Evet Ilgar... Ne anlatabilirsin bize... Neler var heybende. Çok şey anlatabilirim diyor. Çok şey. Derin bir iç çekiş... Durgunlaşıyor. “Yıllardır buraya gelip kalanlar çok zarar verdi, çok incittiler beni” diyor. “Anılarımı yağmaladılar, talan ettiler...”Bir an kendimi sorumlu hissediyorum. Biz dostuz Ilgar diyorum. Seni dinlemeye, dertleşmeye geldik biz. Seni anlamaya geldik. Belki bu yaralarını sarmak için iyi bir başlangıç olabilir. Bildiğini söylüyor. Bizim dost olduğumuzu bildiğini söylüyor. “Gelişinizden anladım”...Ilgar diyorum. Anlat bana. En başından anlat. Nedir senin hikayen?Ben diyor; “yüzbinlerce yıldır burada yaşıyorum. Anlatsam da anlattıklarımı anlayabilmen için görebilmen lazım. İnsan bakmasını bilirse görebilir. Burada değişik zamanlarda, değişik insanlarla harika zamanlar geçirdik. Birçok anı biriktirdik. Çoğu hala koynumda saklı. Talan için, yağma için değil de, anlamak için dost olarak gelecek insanlara onları vermeye hazırım. Ancak insan, doğru niyetini göstermek için çaba göstermeli. Beni incitmeden titizlikle çalışmalı. Ne kadar çok çalışırsa o kadar çok şey anlatırım.”Peki diyorum. “Bana insanları buna ikna edebilmem için bir şeyler veremez misin en azından?” Sen diyor onu buldun zaten. İpucunu yakaladın. Az daha çalış, zorla kendini. Çok yakında farkedeceksin. Bilemiyorum diyorum. Çok uğraştım. Ancak gerçek adını öğrenebildim sadece. Daha fazlası yok. İpucu o işte diyor. “Merak etme. Sen çalışmaya devam et. Zamanı gelince biraz daha anlayacaksın. Beni tam olarak anlayabilmeniz için gerçekten çok çalışmanız lazım”...Kahve diyor Metin hocam. Mis gibi közde kahve. Hani şu kırk yıl hatırı olandan. Dalmışım. Metin hocamın seslenişiyle kendime geliyorum...Kahve eşliğinde birazda Ilgar’dan konuşuyoruz. Yerleşim yerlerinden uzak, dağbaşında ıssız bir mağaradayız... Bunu anlatamam. Bu duygu sadece yaşanılarak anlaşılabilir. Şunu söyleyebilirim. Burada kendi iç dünyama yönelik müthiş bir keşif yolculuğuna çıktım...Uyumadan önce mağaranın bir kısmını gezelim diyoruz. Sabah da kalan kısmı gezeriz. Malum kış ayındayız. Zaman kısa. Yarın dönüş için erken yola çıkmamız gerekiyor. Kamera, ışıklar. Hazırlıklar tamam. Ilgar İni, girişten güneybatı yönünde 60-70 metre kadar ilerledikten sonra, birisi kuzey batı, diğeri güneye olmak üzere iki kola ayrılıyor. Kuzey batı tarafına giden kol hemen hemen giriş seviyesinden biraz yükselerek, düz bir hat şeklinde 160 metre kadar ilerliyor. Mağaranın iki kola ayrıldığı meydanlığın kuzey batı tarafında göz şeklinde bir yarık var. Ilgar bu yarıktan gökyüzüyle buluşuyor. Biz çadırımızı güney doğu yönündeki duvarın dibine kurduk. Bu noktadan gecenin karanlık aydınlığını ve sabah ışıklarını izlemek çok keyifliydi...Kuzey batı yönündeki kol üzerinde hep birlikte ilerliyoruz. Biraz ileride avize adı verilen dev bir sarkıt karşılıyor bizi. Bu nedenle buraya avizeli salon da diyorlar. Yaklaşık 110 metre kadar ilerlediğimizde harika bir güzellikle karşılaşıyoruz. Bir traverten ortasından kaynak suyu süzülüyor önümüze. Yolun sonunda birbirine ilginç bağlantılarla bağlı odacıklar var. Bir yerden girip kaya duvarın arkasında kayboluyor, dehliz gibi alanlardan geçerek biraz ileriden çıkabiliyorsunuz. El yapımı değil. Tamamen doğal oluşum.Hep yapmak istediğim bir şey vardı. Yolun sonunda meydanlık alanda durduk.Dedim hocam ışıkları bir süre kapatıp mutlak karanlığı hissetmeye, yaşamaya ne dersiniz. İtiraz eden yok. Kamerayı karşımıza kurdum, kayıt tuşuna bastım. Yerimi aldım.1-2-3. Işıkları kapattık. İnanılmaz bir his. Aramızda sadece 30-50 santim olmasına rağmen birbirimizin varlığına dair en küçük bir iz bile göremiyorsunuz hissedemiyorsunuz.Bu şekilde yaklaşık dört dakika kadar durduk. Konuşmasak o kadar süre durmamız imkansız olurdu. Zira sustuğunuz anda kendinizi koca bir boşluğun ortasında buluyorsunuz. Harika bir deneyim. Dönüşte bir mağara sakini dikkatimizi çekiyor. Biraz daha dikkat ettiğimizde farkediyoruz ki; bir sürüler.Yarasalar... O minicik ayaklar nasıl kayaya tutunuyorda o gövdeyi taşıyor gerçekten buna hayret ediyorum.Mümkün olduğunca rahatsız etmemeye çalışarak biraz görüntü alıyorum...Dönüş yolunda, gelirken farketmediğimiz sarnıcı görüyoruz.Ah insan... Ne kadar bozguncusun. Tahribatın izleri o kadar açık ve net ki... Ve çadırlarımızın başındayız. Saat gece yarısını yeni geçti. Ben yatıyorum. Arkadaşlar sohbete devam ediyorlar...Uyumalıyım... Sabaha dinlenmiş olarak kalkamazsam yarın verimli bir çalışma yapamam. O nedenle uyumalıyım...Buraya gelmeden bir-iki gün önce Arkeolog Dr. Murat Karasalihoğlu hocamı aradım.Ilgar İni hakkında tarihi arkeolojik bilgi rica ettim. Sağolsun hocam. Ne zaman arasam yardımcı oluyor. Kastamonu’nun özellikle antik çağ ve arkeolojik değerine dair çok önemli bir bilim insanımız.Hocam diyorum. Bu internet alemi bana bu mağara hakkında bilgi vermiyor (ya da ben ulaşmayı beceremiyorum), burada yaşanmışlığın bilinen tarihi nedir bana bu konuda bilgi vermeniz mümkün mü?Sağolsun, hocam bana fazlasıyla vakit ayırıyor ve yaklaşık bir saat bu konu hakkında konuşuyoruz...“Bundan yıllar önce yapılan yüzey araştırması ve bu araştırma ışığında yapılan çalışmalardan alınan netice; Buradaki izler bize orta bizans dönemini işaret ediyor. 3 katlı mezarlar içinde katlar arasını ayırmak için kullanıldığı anlaşılan ahşap kirişlerden alınan sekiz örnek incelendiğinde; burada kullanılan ağacın ak meşe türlerinden olduğu ve M.S. 977 yılına tarihlendiği tesbit ediliyor.”Murat Hocam şöyle bir bilgi daha veriyor. “Geçtiğimiz yıllarda Cide - Şenpazar bölgesinde mağaralarda yapılan yüzey araştırmalarında elde edilen bulgulara göre mağaralarda insan yaşamına dair izler M.Ö. 5.000 li yıllara kadar gidiyor.”Bu yüzey araştırmasıyla elde edilen sonuç. Yapılacak bilimsel kazılarla kimbilir ne bilgiler elde edebiliriz.Evet, Ilgar kendisine gerekli önemin ve değerin verileceği zamanı dört gözle ve umutla bekliyor. Umarım bu konuda bir an önce adımlar atılmaya başlanır. Tabi yanlış anlaşılmasın. Buraya önem vermekten kastım ve muradım burasının yol geçen hanına çevrilmesi değil.Turizm adına mağaralarda yapılan en büyük sorun doğallığın bozulması ve doğal yapıya zarar verilmesi.Turizm evet, ama bu çok dikkatli ve kontrollü bir şekilde olmak zorunda. Bu tür doğal alanlar kesinlikle yoğun kitle turizminden uzak tutulmalıdır. Bu alanlar daha çok ekoturizm modelleri ve eğitim turizmi kapsamında değerlendirilmelidir.Evet eğitim turizmi. Farkında olmadığımız müthiş fırsatımız. Umuyorum, diliyorum, istiyorum. Bir an önce farkederiz değerlerimizi, değerliliğimizi...Sağa dön, sola dön. Saate bak. Ofla pufla. Yok olmuyor.Uyuyamıyorum...Metin Hocamla aynı çadırdayız. O da muzdarip. Uyku tutmadı diyor. Bu sırada dışarıdan sesler geliyor. Kulak kesiliyoruz. Ara ara sessizlik sonra bir hışırtı.Kim o diye sesleniyorum. Ne olur ne olmaz. Yiyeceklere bir hayvan gelmiş olabilir. Akşam epey ayı muhabbeti yaptık zaten...Dışarıdan sakin bir şekilde Rıfat Hocamın sesi geliyor. Benim, “uyku tutmadı”...Kalkıp dışarı çıkıyoruz. Bir müddet oturuyoruz. Nazmi hocam uyuduğundan kısık sesle konuşuyoruz. Hadi diyoruz alt galeriye inip dolaşalım. Madem uyku yok...Kamerayı filan almıyorum. Dolanıp geleceğiz. Işıkları alıyoruz...Hemen çadırlarımızın birkaç metre ötesinde soldan aşağıya dik bir koridor şeklinde devam ediyor mağara. Aşağıda iki kat halinde alanlar var. İlk katın yürüyüş yolu oldukça fazla tahrip olmuş. Özellikle başlangıç kısmında yol filan yok. Çarşak kayalık bir zeminde dikkatli bir şekilde inmeye çalışıyoruz. Biraz aşağıda hafiften yol formu beliriyor. Birinci katta solda bir yığıntı var. Yapı kalıntısı olduğu anlaşılıyor. Buraya bir parantez açmak istiyorum. Mağaradan döndükten sonra hani daha önce sosyal medya mesajından bahsettiğim Cemal Kaya’ya bir şekilde ulaştım. Cemal abi inanılmaz bir insan. Bölge hakkında oldukça bilgili ve hakim. Yaklaşık bir buçuk saat süren telefon sohbetimizde bölgeye dair ufkumu açan bilgiler veriyor.70’li yıllarda henüz çocukken görmüş mağarayı. Mağara girişinde 3-4 metrelik bir duvar varmış. Ortada da bir kapı. Daha doğrusu kapı boşluğu. Şimdi o duvarın olduğu yerde mağaranın hemen girişinde bir yığıntı var. Bu yığıntı çöken duvarın taşları. Kapıdan geçildiğinde sağlı sollu 2-3 metrelik yapıların olduğunu söylüyor. Bu gün temel kalıntıları var sadece. Yapıları geçer geçmez girişten 40 metre kadar sonra bir su sarnıcı olduğunu söylüyor yine Cemal abi. Bu gün orası yalnızca bir çukurdan ibaret. İşte bu sol galeride birinci kattaki soldaki yapıda neymiş biliyor musunuz? Bu bilgiyi ben hiçbir yerde göremedim. Bu mağara ilk kez 1982 yılında kayıt altına alınmış ve yüzey araştırması ve ölçümleri yapılmış. Ve demekki maalesef o gün burası yokedilmiş durumdaymış.Evet, orada bir lahit varmış. Kral mezarı... Yaklaşık 1 metreye 2 - 2.5 metre büyüklüğünde vardı diyor Cemal Abi. Üzeri yazılı. Sütün boyu yaklaşık bir metre. Üzeri çatı şeklinde...Evet, lahitin olduğu yerin az ilerisinde yine bir şapel var. Burada ayrıca mezarlar varmış, ancak mezara benzer herhangi bir iz yok. Tamamen dağıtılıp atılmış, doldurulmuş demekki.Bu alandan sonra mağara aşağıya doğru devam ediyor. Bildiğiniz katır yolu yapılmış. Ve oldukça düzgün halen. Başlangıçta biraz duvar çöküntüsü var sadece. Doğrusal olarak 70 metre kadar iniyoruz aşağıya, döne döne bu antik yoldan. Saymadım ama 20’den fazla viraj var sanırım.Aşağı kata inince yine bir şapel kalıntısı karşılıyor bizi. Şapelin arkasında sıralı mezarlar var. Burada daha önce kimse farketmedi mi bilinmez, ilginç bir suret karşılıyor sizi. Biraz dikkatle bakarak farkedebiliyorsunuz.Tamamen doğal oluşum olduğu belli olan bir yaralı yüz formu.İniş istikametinde, Şapelin hemen sağ yanı gerisinde karşı duvara dikkatle bakarsanız net bir şekilde görülebiliyor.Mağara sol tarafa doğru devam ediyor. Ancak bu noktadan sonra ilerlemenizi kesinlikle tavsiye etmem. Çok tehlikeli olabilir. 20 metre kadar sonra derinliğini göremediğiniz dik bir uçurum var. Bu noktadan sonra ancak eğitimli ve ekipmanla devam edilebilir. Mağaranın bugüne kadar ulaşılabilen toplam boyu 858 metre.En yakın zamanda buraya iniş yapabilme hayaliyle dönüyoruz...Bir - iki saat olsun uyuyabilmek umuduyla yeniden uyku tulumlarının içindeyiz... Uyumuşum... Biraz kemik ve kas sızısıyla uyanıyorum. 2 - 2.5 saat kadar uyudum sanırım. Kalkıyorum. Sabah hava tam aydınlanmadan biraz çekim yapmak istiyorum. Bu şekilde bir saat kadar oyalandım...Metin hocam ve Nazmi hocam kahvaltıya sucuklu menemen pişirdi. Bu ortamda inanılmaz bir lüx. Harika bir kahvaltı sonrası toparlanıp hızlıca alt galeriye doğru yola çıkıyoruz. Gece keşfimizi yaptığımız için daha çok çekime odaklanıyoruz. Çekimleri tamamlayıp yukarıya dönüyoruz. Dün gece üst galeride dönüşte farkettiğimiz sarnıcı, batarya yetmediği için çekememiştim. Hızlıca oraya uğrayıp çekimi yaptık. Bu arada öğlen oldu bile. Dönüş için toparlanmaya başlıyoruz. Akşama kalmadan dönsek iyi olacak. Neredeyse tüm gece yağmur yağdı. Metin Hocamın aracı imkanı yok o yokuştan çıkmaz bu çamurda. Suzinin çekebileceğini de sanmıyorum. Balçık çamur. Dört çeker güçlü bir traktör bulmamız gerekecek...Ilgar İni’nden döndükten sonra, elimde cevaplardan çok sorular vardı.Sorularıma cevap bulmak için gittiğim Ilgar, sorularıma soru katıp gönderdi beni. Oturdum, her şeyi üst üste koydum. Bir kere mağaranın adı Ilgar İni. Bu kesin.Ilgar bir topluluk adı olmalı. Bir kavim, boy, sülale...Ilgar sözcüğü bu grubu tanımlayan bir terim muhakkak. O halde öncelikle tüm yoğunluk bu kelimenin üzerine olmalı.Bu kavramın çözümü, mağaranın yüzbinlerce yıllık ekolojik geçmişine ve binlerce yıllık insana dair yaşanmışlığına tam bir çözüm olmayacak elbette. Ancak bu kavramın çözümü, bu mağara ve çevresinin en azından yakın geçmişine kesinlikle ışık tutacaktır. Öyleyse ne kadar etimolojik sözlük varsa ulaşmalıyım.Bu kelimenin köklerine erişmeli, bağlantılarını bulmalıyım. Bir şeyle ne kadar çok uğraşırsanız, uğraştığınız konu ne kadar zor olursa olsun ona ayırdığınız vakit ve emek oranında bir süre sonra size kapılar açılmaya başlayacaktır. Bu konu üzerine boşa geçmiş gibi görünen çok vakitler harcadım. Ancak bu süreç beni zamanla konuyu anlamaya doğru götürdü.Sadece bu konuyla da sınırlı kalmadan olaylara ve konulara nasıl bakmam gerektiği konusunda da ciddi bir ufuk açtı.Sonunda istediğime ulaştım... Şimdi söyleyeceklerim kesinlikle ilk kez duyacağınız şeyler!..Ve aslında o kadar kolay yerdeler miş ki. Okuduğunuzda bunu net bir şekilde sizler de anlayacaksınız.Hadi başlayalım o zaman... Şimdi burasının adı Ilgar İni. Yani Ilgar Mağarası. Bunda şüphe yok. Değil mi?Öyleyse Ilgar ne demek?Daha önce TDK’daki karşılığını yazdım. Dikkat etmeyenler ve hatırlamayanlar için tekrarlıyorum;Ilgar: Dizginleri koyuverilmiş atın dörtnala koşması.(1) Atla ansızın yapılan doludizgin saldırı.(2)...Türk Dil Kurumuna göre karşılığı bu. Peki bu kelimenin kaynağı ne. Latince mi, Rumca mı, ingilizce mi?..Bunun için kelimenin etimolojik geçmişine ulaşmaya çalışıyorum. Uzun uğraşlar sonucu bu kelimenin yazılı olarak ilk kez rastlandığı iki kaynak çıkıyor karşıma.Birincisi Codex Cumanicus. 14. yüzyılda Almanlar ve İtalyanlar tarafından Kıpçak Türkçesini anlayabilmek için hazırladıkları bir sözlük.Kuman Kitabı gibi bir anlamı var Codex Cumanicus’un. Bu sözlüğe göre Ilgar: akın, çapul, doludizgin atlılarca yapılan saldırı anlamlarına geliyor.İkincisi ise; Dictionnaire Turk - Oriental.M. Pavet de Courteille tarafından, Çağatay Türkçesiyle yazılmış eserlerden derlenmiş ve 1870 yılında Paris’te yayınlanmış bir sözlük.Bu sözlüğe göre Ilgar: koşu, yarış, yarışma, hızlıca sevk etmek, hızlı süvari gibi anlamlara geliyor.Şimdi şurası da kesinleşti. Ilgar kelimesi kesinlikle TÜRKÇE bir kelime!..Bu noktada Cemal abinin geçmişte büyüklerinden dinlediği ve bana anlattığı bilgiler geliyor aklıma. Sorkun yaylasında Ilgarlar adıyla bir kavim yaşarmış. Ilgar mağarası onların dini törenler düzenledikleri bir yermiş. Burada kurban kesip yemekler verirlermiş. Hatta bir salgın hastalıkta ölenlerini buraya gömmüşler.Şimdi öyleyse bu bölgede gerçekten böyle bir yerleşim yeri var mı, bu isimde bir kavim var mı? Bunu araştırmak gerek. Yüzeysel araştırmalarla hiçbir bilgiye ulaşamıyorum. Kim bu Ilgarlar?.. Gerçek mi, efsane mi? Bu isimde bir köy var mıydı? Varsa niye bugün adı bile yok.

Bir gün devlet arşivlerinde bir konu hakkında tarama yaparken Ilgar aklıma geldi, Ilgar kelimesine de baktım. Aman Allahım. 80 civarında kayıt çıktı.Bunların çoğunda yer ve topluluk ismi olarak geçiyor Ilgar. Mesela bugüne kadar Ilgar dağını hiç duymamıştım. Sanırım dikkat etmediğimden. Güncel kullanılan bir isim halen. Ardahan’da bir dağ.Neyse... Bu önemli bir tesbit ama daha önemlisi Kastamonuyla ilgili bağı var mı? Ve evet bir tane buluyorum. İşte bu dedirten cinsinden. Evreka... Evreka...1706 tarihli belgede Daday nahiyesine bağlı Ilgarlar isimli bir köyden bahsediyor. Tımarla ilgili bir anlaşmazlık hususunda yazılmış bir dilekçe bu.

O yıllarda Azdavay ve Pınarbaşı Daday’a bağlı olduğundan bahsedilen köyün Sorkun yaylasındaki yer olma ihtimali oldukça yüksek.Değilse bile Ilgarlar adıyla, bugün olmayan bir köy, bundan 3 asır önce oralarda bir yerlerde vardı. Bu da kesinleşmiş oldu.Belgeyi hemen Tuncay Sakallıoğlu hocama göndererek onay alıyorum. Evet belgede kesinlikle bahsedilen, Daday Nahiyesine bağlı bir köy Ilgarlar Köyü...Cemal abinin anlattığı efsanenin izlerini yakalamış oluyoruz böylece...Şimdi ne kadar eskiye gidebileceği konusunda kesinlikle bir fikrim olmamakla birlikte, son birkaç asır içinde, bu mağaraya adını verenler kesinlikle TÜRKLER...Nasıl ve ne şekilde... Bilmiyorum.Bunu da bundan sonraki araştırmalar ortaya koyabilir.

Ben bu çalışmayla bu açıdan en azından doğru bir kapı aralayabildiğime inanıyorum.Bu arada Ilgar ad olarak, yani insan ismi olarak da Türklerde oldukça fazla kullanılan bir isimmiş. Genellikle Ahıska, Terekeme, Karapapak Türkleri’nde kullanılan bu isim, akın ve baskın anlamlarına geliyor.Ayrıca hiç dikkatinizi çekti mi bilmem ama Türkiye’de de ad ve soyad olarak halen kullanılmakta...Evet şimdi ne oldu diyebilirsiniz?..Başımız göğe mi erdi. Elbette değil tabiki. Biraz önce de dediğim gibi, bizi daha ileri bilgilere götürebilecek bir yol açıldı bu sayede.Daha doğru bir noktadan bakabilecek bir açı yakaladık. Ben amatör bir araştırmacıyım.

Dostlarımın, hocalarımın desteği ile bir şeyler yapma çabasındayım.Aslında bu yazıyla sizlere anlatmak istediğim en önemli şey; Kastamonu’da bir çok konuya yanlış açılardan bakıyor olduğumuzdur belki de.Kastamonu’da bilimsel çalışmalar, sağlam araştırmalar ilerlemiyorsa; bunun en büyük sebebi halkımızın, bürokratımızın, siyasetçilerimizin, STK’larımızın, yani topyekün bizlerin, Kastamonuluların ilgisizliğidir, kolaycılığıdır. Bu nedenle belkide bu yazıyla bakışlarımızı biraz daha derinlere çekmektir amacım.Biliyorum lafı amma uzattım durdum. Bir konuya daha değinerek bitiriyorum .

Bu konu gerçekten çok çok önemli!.. Bizler çaba sarfedip, araştırıp, çalışıp, kıymetlerimize gerçek değerlerini vermek yerine, değer uydurmada çok mahir bir toplumuz.Oysa yalan yanlış atıflar, değer yüklemeleri, gerçekten çok ama çok kıymetli olan değerlerimizi DEĞERSİZLEŞTİRMEKTE maalesef.Yıllarca söylenip, tekrarlanıp duran, internette birbirinden kopya metinlerde sürekli karşılaştığım “Dünyanın en derin dördüncü mağarası...” ibaresini lütfen unutun, kullanmayın...

Böyle bir şey yok. Bırakın dünyayı Türkiye’de bile bundan çok daha derin mağaralar bulabilirsiniz.Hatta Kastamonu coğrafyasında bile daha derinlerine rastlamak mümkün olabilir.Bu coğrafyada daha keşfedilmemiş yüzlerce mağara var.Şimdi ne oldu!?.Ilgar Mağarası değersizleşti mi..?Kesinlikle hayır...Ilgar İni, hem jeolojik açıdan hem de insan yaşamından anılarıyla muhteşem bir değer... Lütfen değerlerimizi üstün körü değil, doğru bilgiyle değerlendirelim ve onları ne pahasına olursa olsun K ■ Kastamonu Cep Dergi Mayıs (2) www.kastamonucepdergi.com

DÜNYANIN EN DERİN DÖRDÜNCÜ MAĞARASI

Ilgarini Mağarası’na ulaşım için zorlu parkurda trekking ve doğa sporları için gelen turistlerin kolayca ulaşmaları sağlamak amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kayalara 9 bin 500 adet vida çakıldı. Ahşap malzemenin sabitlenmesi için 350 kilogram çivi kullanıldı. 2,5 kilometrelik zorlu parkur boyunca geçilmesi zor bölümlere 385 merdiven ve 440 metrekare ahşap platform ile 450 metre uzunluğunda korkuluklar yerleştirildi.

2,5 kilometrelik yürüyüş yolunun sonunda denizden yüksekliği bin 250 metre olan Ilgarini Mağarası’nın giriş ağız genişliği 22 metre, yüksekliği ise 30 metre, içeriye doğru 858 metre uzunluğundaki 250 metre derinliği ile Dünyanın 4’üncü büyük mağarası olarak gösterilen Ilgarini Mağarası’nın 220 milyon yılda oluştuğu tahmin ediliyor.HaberIlgarini Mağarası’nın ikiye ayrılan girişinde sağ taraf Avize Salon ismi ile anılmaktadır. Bu bölümde bir su sarnıcı, sarkıtlar ve odalar bulunmaktadır. 250 metre derinliğe kadar giden sol tarafta ise M.Ö. 2000 yılına ait insan yaşantısına dair izlere rastlanmaktadır. Ilgarini mağarasını her yıl 2 binden fazla trekking tutkunları ile turistler ziyaret ediyor.

Yazar Hakkında

Yorum Yap

Yorumlar (1)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.