İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Gezilecek Yerler

Bezirhane Taşı

Bezirhane Taşı
+ - 0

Size bu yazımda Kastamonu Cide ilçesi Domu ( Çayüstü Köyü, Güzelce Mahallesi) köyünde bulunan bölgemizin eski yaşamını gösteren önemli bir obje olan “Bezirhane Taşı” hakkında bilgi vereceğim.

Bu taşa ait fotoğrafları yazıma koydum. Bezirhane Taşı, köy camimizin biraz ilerisinde, rahmetli amcam İbrahim Gümüş’ün evinin köşesindedir. Yaya olarak, araba ile geçerken görüp bu taş nedir diye merak edenler olabilir diye bildiğim kadarı size bu taş hakkında bilgilendirme yapacağım.

Taşın bulunduğu yer “Bezirhane Yanı” olarak adlandırılır. Bu yerin dağa doğru olan kısmında benim çocukluğumun geçtiği dedemin ağaç ve tahtadan yapılan ahşap eski köy evi vardı. Üste ikisi ocaklı üç oda, hayat, önünde sergi, yanında ambarımız, altta ise iki tane tam yani ahırımız vardı. Köylüler Harman Yanı, Köse Yeri, Gedük, Yıllatma, Kol Çukur,Yukarki Meçit, Meçit Yanı, Fındık Suyu, Doruk adını verdiğimiz dağlardaki tarlalarına bizim bu ahşap evin yanında yani Bezirhane Yanındaki dağ yolundan giderdi. Sabah erken saatlerde köylülerimiz tarlalarına giderken kızak seslerini, gah gah diye hayvanları sevk edişlerini unutamıyorum.

Aynı zamanda bu dağ yolu o zamanlarda bölgede karayolu olmadığından Cide’nin Aydos Bölgesi ile Fakaz ( İlyasbey) arasında kalan Hoşalay bölgesi halkının Cide’ye ulaşım yolu idi. Bezirhane Yanından sonra Yulaf Yeri, Türbe Yanı, Harman Yanı, Gedük, Karadağ Deresi, Düz Harman, Soğuksu, Koraşlı Köyü ( Bağyurdu), Kavuk Kavlağan, Mezbaha yolu ile Cide kasabaya ulaşırlardı. Bazı hükümet işleri olanların ilçeye ulaşmaları bir iki gün sürerdi.

Bezirhane Yanındaki bizim ahşap evin arkasında yine ahşap köy odası vardı. İçinde yalnız bir ocaklı odası ve altında hayvan bağlanacak bir bölüm mevcuttu. İçinde de bir, iki yatak yorgan. Köylülerin geceyi bu odada geçirecek kişilere yemek ve odun getirmeleri adet haline gelmişti. İşte bu olayı köylülere ilk haber veren ben olurdum. Çünkü bu yolcuları ilk ben görürdüm. O küçücük sarı saçlı yüzü çillerle dolu çocuk “ Odada misafir var, odada misafir var” diye bağırarak diğer köy hanelerine haber verirdi. Yemek ve odunların odaya gittiğine emin olmadan yatmazdı. Köye yabancı birilerinin gelmesi onu acayip heyecanlandırırdı.

Cide köylerinin arazisi çok azdır. Yüzde 75-80 meyilli, bazılarının tırmanmakta bile zorluk çekeceği sarp yamaçlarda tarım yapmak, her ürünü ekip biçmek çok zordu. Tarlalarına köylüler gübre koyamazdı. Bu nedenle ürün çok az alınırdı. Köylüler kazma ile toprak kazarak mısır, bakımı kolay olduğu için keten tohumu, darı ekerlerdi. Keten tohumu tarımı ve ekimi çok yaygındı.

Bezirhane Taşı

Bu zamanlar bölgedeki köylülerin ekmek yerine mısır koçanı, meşe palamutu ve keten tohumu yediği zamanlardı. Köylüler bu arazi kıtlığı, doğanın vahşiliği, toprağın verimsizliği ve çekilen yoksulluk için İstanbul’a ve diğer şehirlere gitmeğe mecbur kalırlardı. Cide’nin kadınları, kızları İstanbul’a gelerek hizmetçilik ederlerdi. İstanbul’daki hizmetçi kadınların yüzde 70 si Cide’li köylerinden gelen kadın ve kızlardı. Eskiden yolu olmayan, yalnızca çok ağır giden köhne vapurlarla seyahat edilebilen yerin adı Cide idi.

Yüzyıl kadar önce köylerimizde gazyağı, zeytinyağı olmadığı zamanlarda Cide köylerinde aydınlatma ve beslenme bezir yağı ile yapılırdı. Bezir yağı keten tohumu ve bunun gibi bitkilerin iki taş arasında ezilmesi ile elde edilirdi. Keten tohumunun fotoğrafını yazıma koydum. Taneleri parlaktır. Elde kayar. Bundan elde edilen bezir yağı beslenme ve aydınlatmadan başka yağlama yağı olarak mekanik işlemlerde, kalafatçılıkta ve sanayide boya yapımında kullanılır. Ayrıca bezir yağından artan “ Cimit” adını verilen küspe değerli bir hayvan yemi olarak kullanılır.

Büyüklerime sordum. Bizim köyün Bezirhane Yanındaki fotoğraftaki Bezirhane Taşında öküz ve mandaların koşularak döne döne keten, mısır kozalağı öğütüldüğü, bu öğütlen ürünün unları az olduğu için esas una katılarak çoğaltıldığını, hiç un olmadığı zamanlarda burada öğütülen mısır kozalağı, keten tohumu ve meşe palamutlarını yediklerini öğrendim. Aynı zamanda bu Bezirhane Taşında evlerin hayat bölümünde ki tavanlarda kurutulmasında fayda görülmeyen bazı küçük taneli küçük mısır kozalaklarından Mısır Kırması da yapıyorlarmış.

Bizim köyün dışında bazı köylerde de bahse konu Bezirhane taşlarından gördüm. Mesela Kuşçu Köyde Salavat Tepesindeki şehidimizin anısına yapılan çeşmesinin yanında da Bezirhane taşı var. Köy içindeki yerinden buraya sergilemek amacıyla getirilmiş. Ben şahsen Cide köylerinde keten tohumu yapıldığı zamanlarda evlerinin önünde, altında keten bitkisini dövecek, tarayacak, yumuşatacak aparatlar bulunduğunu evleri içinde bunları dokuyacak tezgahlar bulunduğunu insanların bu dokunan kaba kumaşları giydiğini gören bir kişiyim.

Ben rahmetli dedem ile Aydos bölgesinde tek Cuma namazı kılınan Menceki köyünde Kara Mustafa Paşanın yaptırmış olduğu tarihi camide Cuma namazından sonra “ Bezüllü” diye adlandırdığımız bezir yağı ile kızartılan hamur kızartmasını sıcak sıcak zevkle yiyen biriyim. Bu tadı unutamıyorum.

Domu köyünde Karabezircioğlu Sülalesi ( Gümüş’ler) yani benim sülalem önemli bir sülale. Ama ben niye bu adı aldığımızı tam olarak bilmiyorum. Ayrıca Bezir Yağı elde etmek için ısıtma işlemi ve soğuk pres yapılması gerekiyormuş. Ben bizim köyde bulunan Bezirhane Taşından Bezir Yağı elde edilip edilmediğini de tam kesin olarak bilmiyorum. Sorduğum büyüklerim Hoşalay bölgesindeki Bedi ( Çamaltı), Terme ( Gökçeören) köylerindeki ve Hoşalay bölgesinde ki yüksek dağ köylerindeki bezirhanelerde bezir yağının yapıldığını söylediler. Cide kasabasına yakın Erküt ( Sırakaya) köyünde ise bezir yağı imal eden bezirhane mevcutmuş.

Şimdi çoğunuzun aklına gelebilir. Bu yazı, bu konu nereden çıktı. Niçin yazdım. Kastamonu, Cide ve tüm Batı Karadeniz halkının yüzyıldan fazla çekmekte olduğu ızdırabı yoksulluğu gündeme getirmek istedim. Bu halk Çanakkale Savaşında, İstiklal Savaşında en çok şehit veren bölgenin halkıdır. Buna rağmen bu halk Türkiye Cumhuriyetinin her kademesinde en az bir şekilde temsil edilmektedir. Bölge hak ettiği gelişmişlik seviyesinde değildir. Batı Karadeniz daha halen Türkiye’nin en az gelişmiş bölgesidir. Bu halk bölgenin mevcut halinden daha fazlasını hak ediyor. Bizler artık geldik, gidiyoruz. Bölgemizin halkı, gençlerimiz atalarının, büyüklerinin neler çektiğini bilsinler, ona göre çalışıp mücadele etsinler istedim.

Bu yazı Sedat Gümüş tarafından kaleme alınmıştır.

Yazar Hakkında

Yorum Yap